Resim

Resim
saçmalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2011 Çarşamba

Be OK

             Güneye indim şu sıra. Güneş, bol yemek (ayy kilo alıyorum!) deniz, martılar, palmiyelerin rüzgardaki baygın baygın salınışı, denizin tuzlu kokusu, akşam üzeri ılıklığı, güneşin altında en derindeki kemikleri bile ısıtırcasına uzanmak, sonra pancar gibi olmadan gölgeye kaçma çabası, kumdan pasta yapan minik çocuklar, denizle bu büyük ve sonsuz gibi görünen mavilikle ilk kez tanışan bebeklerin çığlıkları, etrafta dolanan miskin kedilerin dünyayı umursamaz bakışları, şezlongdaki bu kedileri taklit edercesine uzanışlar sırasında gökyüzünde görülen küçük uçaklara dair kurulan hayaller, limonlu soda, bol bol the smiths, etraftan duyulan dıptıs dıptıs ezgileri, demet akalının yeni şarkısı, okula da az kaldı tedirginliği, yüzeysel yaşamanın.. ııımmmm.. yüzeyselliği ve birazcık da bira.
           Son günlerimin özeti olsun. Bi de benim de bir tatil yazım olmuş olsun 

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kendimden bahsettim.

           İki gündür dinlediğim Midlake şarkısının haddi hesabı yok. Birkaç kez daha dinlersem mp3 kendi kendini imha edecek diye korkmuyor değilim. Lakin o melankolinin yumuşak kollarına bırakmak yok mu kendini, özlemişim dersem abartmış olurum ama yine de burada olmak güzel.

           Hani hayat güzel, yaşamak güzel diyen iyimser insanlar var ya, ben bu iyimserliğe hep mutsuzken sahip oluyorum. Mutluyken, bir sıkıntım yokken hayat hep boktan benim için. Gel gör ki kendime bir şeyleri dert edindim mi hemen başlarım "ahh hayat yine de güzell!" söylemlerime.

           Ruhum seviyor mutsuzluğu. Belki de ben mutsuz olmak için geldim dünyaya. Belki de dünyadaki insanlar mutlu olmak üzere yaratılanlar ve mutsuz olmak üzere yaratılanlar olmak üzere ikiye ayrılmışlardır, iyi ve kötü yerine. Öyle ya, hani yine alışılagelmiş bir sözdür bu; mutsuz olmazsak mutluluğun değerini nereden anlarız diye. Belki de budur yaşamın temel felsefesi ne bileyim.

           Ha, şimdi bunu okuyup beni mutsuz, çilekeş sanmayın. Hiç bir sıkıntım, derdim yok. Hatta hava atayım azıcık, tatile bile gidicem haftaya. Akdeniz sahillerinde deniz,güneş,kum üçlüsünün cılkını çıkarana kadar uzuun bir tatil yapacağım. Hatta sanki okulumla aynı şehirde yaşamıyormuşçasına derslerin başlayacağı günden sadece 1 gün önce burada olacağım.

           Ama benim için, melankolik olmaya sebep gerekmiyor nedense. Kendimce bir şeyi, hem de en alaksız bir şeyi - misal; kayısılar kurutulur, kurutulunca büzüş büzüş olur, yaşlanmış gibi... çok üzünç bir görüntü- dert edinip kendimce böyle Midlake'ler, Radiohead'ler, Elliot Smith'ler dinleyip, balkonun yerine minder atıp akşam karanlığında evlerin ışıklı pencerelerinin içinde ne hayatlar yaşandığını hayal edebilirim. Tabi elimde dumanı tüten bir kahvemle.